saglık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
saglık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2013 Cuma

İlk cinsel tecrübede korkunç kaza


Amerika’da obez bir genç, gerçekleştirmek istediği ilk cinsel tecrübesi sırasında kız arkadaşının başını kazara alçıpanel duvara gömdü. Genç kadının, ‘ortamı yumuşatmak’ için verdiği, “Neden durdun?” tepkisine karşılık bakir genç, ilk şoku üzerinden attıktan sonra, hastanelik olan kız arkadaşını acil servise yetiştirmek zorunda kaldı...

Amerika Birleşik Devletleri’nin New Jersey eyaletinde yaşayan Gregg Casarona adlı 21 yaşındaki obez bir gencin ilk cinsel tecrübe girişimi hüsranla sonuçlandı. Yaklaşık 200 kg ağırlığındaki bakir genç, ilişki sırasında, 50kg ağırlığındaki kız arkadaşı Jen Gerakaris’in kafasını kazara, yatağın baş tarafında bulunan alçıpanel duvara gömdü. İlk anda, kız arkadaşını öldürmüş olduğunu düşündüğünü anlatan genç, Jen’in, kafasını gömüldüğü duvardan çıkardıktan sonra “Neden durdun?” diye tepki vermesiyle kendine geldi.
KALP KRİZİ GEÇİRECEK GİBİYDİ ESPRİ YAPTIM
Olay sonrasından bahsederken, “Kalp krizi geçirecek gibi görünüyordu, ortamı yumuşatmak istedim,” diye konuşan kadın, ortamı yumuşatma girişiminden kısa bir süre sonra baş dönmesi ve mide bulantısı hissetti ve erkek arkadaşı tarafından bir hastanenin acil servisine götürüldü.
"BU İLK TECRÜBEM VE ONU ÖLDÜRDÜM"
Geçen günlerde gerçekleşen bu olayın canlandırma çekimleri yapıldı ve Amerika’da yayınlanan ‘Sex Sent Me to the ER’ (‘Beni Acillik Eden Seks’) programında 28 Aralık günü gösterilmesi bekleniyor. Ayrıca ilginç programın diğer konukları arasında, iki saatlik orgazm ‘çilesi çeken’ bir kadın; kapıcı yüklüğünde cinsel ilişkiye girerken yaralanan bir çift; ve kız arkadaşıyla cinsel ilişki sırasında kalp krizi geçiren bir adam da bulunuyor.
Gregg Casarona, "Onu öldürdüm. Bu benim ilk tecrübem ve Jen öldü." diye düşünerek korktuğunu söyledi.

Devamı...

20 Aralık 2013 Cuma

Türkiye'de Kanser Giderek Artıyor !


Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Şuayib Yalçın, Türkiye'de 100 bin kişiden 200'ünde kanser görüldüğünü belirterek, "Erkeklerde 100 binde 248 vaka, kadınlarda ise 100 bin kişiden 200'ünde kanser sıklığı görülüyor. Bu rakamlar, Türkiye'de kanser sıklığının 2008'den 2013 yılına kadar düzenli bir şekilde arttığını gösteriyor" dedi.

Yalçın, Dünya Sağlık Örgütü Kanser Araştırma Ajansının (IARC) son kanser rakamlarına göre, dünyada her yıl kansere yakalanan kişi sayısının 2 milyon artış göstererek 2012'de 14 milyonu aştığını, kanserden ölenlerin sayısının ise 8 milyonu geçtiğini anımsattı.

Bu verilerin kendilerini yanıltmadığını anlatan Yalçın, bu oranın 2030'a kadar daha da artmasını beklediklerini ifade ederek, kanser bilgi sistemi GLOBOCAN verilerine göre Türkiye'de de kanser sıklığı ve yaygınlığında artış beklendiğini vurguladı.
"KANSER, EN ÇOK GELİŞMİŞ VEYA ORTA GELİŞMİŞ ÜLKELERDE GÖRÜLÜYOR"

Yalçın, bunun en büyük nedenlerinden birinin nüfusun yaşlanması olduğunu belirterek, "Tabi bunların bir kısmı önlenebilir kanserler. Bu tür kanserlerde gelişmiş batı ülkelerinde yavaşlama görüyoruz. Bu duraklama da kanserle mücadelede alınan tedbirlerle alakalı olarak oldu" diye konuştu.

Kanserin eskiden yaşam standartlarının yüksek olduğu ülkelerde görüldüğünü, şimdi gelişmiş veya orta gelişmiş ülkelerde daha sık görülmeye
başladığına dikkati çeken Yalçın, şöyle devam etti:

"Buradaki görülen kanser türleri bizde olduğu gibi akciğer, mide gibi önlenebilir kanserlerden oluyor. Bu nedenle biz nüfusun büyümesi ve yaşlanmayı geciktiremeyiz ama alınabilecek önlemlerle bu gidişata 'dur' diyebiliriz. Bu da tütünle mücadelenin artarak devam etmesi gerektiğini gösteriyor. Bunun dışında sadece kanserle değil, diğer kronik bulaşıcı olmayan hastalıklarla ilgili ölümlerde en önemli nedenler olan obezite, inaktif yaşam ve beslenme bozukluğunun da önlenmesi lazım."
"TÜRKİYE'DE 100 BİN KİŞİDEN 200'ÜNDE KANSER GÖRÜLÜYOR"
"Kanser sıklığı, Batı ülkelerine doğru yükseliyor ama Türkiye genç nüfusundan dolayı bu sıklıkta en önde gelen ülke değil" diyen Yalçın, "Bu, tedbir almazsak önümüzdeki 10-20 yıl içerisinde bizim için çok daha büyük problem haline gelecektir. O nedenle kanser konusundaki tedbirlerin hemen şimdi alınmasının uygun olduğunu düşünüyorum" şeklinde konuştu.
Yalçın, Türkiye'de 100 bin kişiden 200'ünde kanser görüldüğüne dikkati çekerek, "Daha önceki yıllarda 100 binde 70-80'di. Şimdi erkeklerde 100 binde 248 vaka, kadınlarda ise 100 bin kişiden 200'ünde kanser sıklığı görülüyor. Erkeklerde biraz daha fazla görülüyor. Bu rakamlar, Türkiye'de kanser sıklığının 2008'den 2013 yılına kadar düzenli bir şekilde arttığını gösteriyor" ifadesini kullandı.

Türkiye'de 150-200 bin arasında yeni kanser vakası olduğunu vurgulayan Yalçın, bunun en az 50 bininin önlenebilir kanserler olduğunu kaydetti.

Devamı...

Kanser Sebebi Olabilir

Küçük yaşta seks kanser nedeni




Genç yaşta evlenmenin de kadınlarda rahim ağzı, rahim ve yumurtalık kanserini tetiklediği bildirildi.

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Fuat Demirci, jinekolojik kanserlerin risk faktörleri arasında, cinsel yaşama erken başlama, çok sayıda çocuk sahibi olma, düşük sosyo ekonomik düzey, hijyenik olmayan şartlar, sigara ve cinsel yolla geçen virüslerin bulunduğunu söyledi.
RİSK ORANI 50 YAŞINDA EN YÜKSEK NOKTADADIR

Kadınlarda kanser riskinin 20 yaşından sonra arttığını vurgulayan Demirci, şöyle konuştu:
"Risk oranı 50 yaşına gelindiğinde en yüksek orana ulaşır. Yumurtalık ve rahim kanseri daha erken yaşta görülür. Birçok faktörün yanında erken evlilik de bu tür kanser riskini tetikler. Az gelişmiş ülkelerde en sık görülen kanser tipi jinekolojik kanserdir. Gelişmiş ülkelerde rahim ağzı kanser taraması için kullanılan smear testin yaygın ve uzun süreden beri kullanılması bu hastalığın oranını düşürmüştür."
RAHİM AĞZI KANSERİNİN ERKEN BELİRTİSİ YOKTUR SMEAR TESTİ ŞART 

Demirci, rahim ağzı kanserinin erken belirtisinin olmadığını, geç dönemde kanlı akıntı, kanama ve düzensiz adet yaşayanların smear test yaptırması gerektiğini söyledi.

Yılda en az bir kez smear testi yapılmasının erken tanı açısından önemli olduğunu vurgulayan Demirci, şöyle devam etti:

"Şüpheli smear testi varsa kolposkopi ve biyopsi yapılır. Korunmak için ise en önemli yöntem HPV aşılarıdır. HPV aşıları gelişmiş ülkelerde rutin aşılama programına girmiştir. Ülkemizde de uygulamaya başladığımız HPV aşılarının yapılmasını öneriyoruz. Bu aşıların yapılması kadını rahim ağzı kanserinden yüzde 70 oranında korumaktadır. Diğer korunma yöntemleri ise tek eşli olma ve güvenli olmayan ilişkilerde mutlaka koruma kullanılmasıdır."
"ŞEKER HASTALARI VE ŞİŞMAN KİŞİLERDE RİSK FAKTÖRÜ"
Demirci, rahim kanserinin genellikle menopozdan sonra ortaya çıktığını söyledi. Rahim kanserinin ortalama görülme yaşının 55-58 olmasına karşın bazı genç kadınlarda da görülebildiğini dile getiren Demirci, şöyle konuştu:

"Diyabetli, şişman ve hipertansiyonu olan kadınlarda rahim kanseri daha sık görülür. Doğum yapmamış olma, şişmanlık ve tansiyon yüksekliği, 50 yaşından sonra adetten kesilme, doktor kontrolü dışında hormon kullanma, meme, yumurtalık ve kalın bağırsak kanseri geçirmiş olmak rahim kanseri riskini artırıyor. Ayrıca Türkiye'de adetten kesilme yaşı 47'dir. Rahim kanseri belirtileri nedeniyle erken tanı konulabilen bir kanserdir."
"YUMURTALIK KANSERİ GENETİK OLABİLİR"
Demirci, yumurtalık kanserinin dünyada giderek artığını söyledi. Bir kadının yaşamı boyunca yumurtalık kanserine yakalanma riskinin yüzde 1- 2 olduğunu aktaran Demirci, şunları kaydetti:

"Yumurtalık kanserinin bazı tiplerinde genetik geçiş söz konusudur. Bu kadınlar gen araştırması yapılarak sıkı takibe alınmalıdır. Yumurtalık kanseri genetik olabilir. Doğum yapmamış olma, erken adet görme, geç adetten kesilme, meme ve rahim kanseri geçirmiş olma, ailesinde genetik geçişli meme kanseri olması risk faktörleri arasındadır. Belirtiler daha çok mide bağırsak sistemiyle ilişkili hazımsızlık, karında şişme, bulantı ve kilo kaybıdır."


Devamı...

Yazıcıdan 'göz' çıkardılar..


İngiliz bilim adamları, gözden alınan hücreleri üç boyutlu yazıcı yardımıyla kopyalamayı başardı.

Hayvanlar üzerinde üç boyutlu yazıcı ile yaptıkları deneyler sonucunda göz yapısına yakın kopya hücreler üretmeyi başaran bilim adamlarının çalışması Biofabrication adlı bilimsel dergide yayımlandı. BBC'nin internet sayfasında yer alan haberde, Profesör Keith Martin ve Dr. Barbara Lorber başkanlığında Cambridge Üniversitesi'nden bilim adamlarınca yapılan bilimsel çalışmanın, gözünün retina tabakası zarar görmüş kişilerin tedavisinde kullanılabileceği bildirildi.

Araştırmacılar, üç boyutlu yazıcıyla kopyalanan hücrelerin tıp dünyasında çığır açacak nitelikte bir buluş olmasına karşın henüz insanlar üzerinde deneme aşamasına gelmediğini belirtti. Bu şekilde kopyalanan hücrelerin erişkin farelerin retinalarındaki gangliyon ve glia hücreleriyle uyumlu olduğunu kaydeden araştırmacılar, bu hücrelerin gözün içindeki uyarıları beynin belli bir bölgesine ilettiğini bildirdi. Araştırmacılar, yeni teknolojiyle kopyalanan bu hücrelerin yerleştirildikleri bölgedeki sinir hücrelerince desteklendiğini ve hayatta kalmayı sürdürdüğüne işaret etti.

Görme bozukluğuyla ilgili birçok sorun, gözdeki görme işlevini yerine getirmede kritik önemi olan retina tabakasındaki sinir hücrelerinin kaybından kaynaklanıyor. Elektronik retina implantı umut verici bir gelişme olarak yorumlansa da uzmanlar bu çalışmanın insan üzerinde uygulama aşamasında olmadığına dikkati çekiyor.
Ancak araştırma ekibinde yer alan Clara Eaglen, bu çalışma sonucunda elde edilecek en küçük bir umut ışığının bile insanlar için büyük bir değişikliğe kapı aralayabileceğini söyledi.

Devamı...

Türk doktorlar geliştirdi !


Beyinde biriken sıvının, karın boşluğuna iletilerek vücuttan atılmasını sağlayan sistem için Hacettepe Teknokent'te geliştirilen tamamı antibiyotikli beyin şantı, operasyon sonrası gelişebilecek enfeksiyon riskini ortadan kaldırıyor.

Kafa içinde sıvı birikmesi sonucu ölümcül sonuçlar doğuran hidrosefali hastalığının tedavisindeki tek yöntem olan sistemde, beyne nakledilen şantın bir bölümünde antibiyotikli kaplama bulunuyor. TÜBİTAK ve KOSGEB desteğiyle geliştirilen yeni şantın, risk yaratan cilde en yakın olan pompa kısmı da antibiyotikle kaplanarak dünyada bir “ilk”e imza atıldı.

Şantı geliştiren Beyin Cerrahi Uzmanı Dr. Mehmet Sorar, şantın kafa içindeki suyun miktar olarak artması ve kafa büyümesi ile kendini gösteren hidrosefali hastalarında kullanıldığını söyledi. Sorar, ölümcül sonuçlar doğuran hastalığın daha çok çocuklarda görüldüğünü ifade ederek, kısa süre içinde müdahale edilerek kafa içerisindeki sıvının boşaltılamaması halinde hastalığın ölümle sonuçlandığını vurguladı.
Hidrosefalinin özellikle kafa büyümesi, baş dönmesi ve bilinç yitimi gibi belirtilerle kendini gösterdiğini anlatan Sorar, şöyle devam etti:
"Kafa içerisinde, beyin omurilik sıvısının dolaştığı kanallar vardır. Normalde, insan beyni günde 500 mililitre kadar beyin omurilik sıvısı üretiyor. Bu, beyni dış etkilerden koruyor. Bu sıvı, kafa travması ya da tümör gibi bazı nedenlerden ötürü o kanalların çerisinde gezemez hale geliyor. Kanalların herhangi birinde tıkanma olduğunda, sıvı birikmeye başlıyor.

Bu sıvının da cerrahlar tarafından yaklaşık 24 saat gibi kritik süre içinde tahliye edilmesi gerekiyor. Bu süre içinde müdahale edilmezse ölümle sonuçlanıyor."

SIVI BELLİ BİR SEVİYEDE TUTULMALI

Sorar, kafa içinde basınç birikmesi, enfeksiyon ya da kanama durumunda "direnaj sistemi" olarak isimlendirilen yöntemle, kateter kullanılarak kafa içine girildiğini ve beyindeki sıvının boşaltıldığını dile getirdi.

Cerrahi ortamda gerçekleştirilen uygulamanın kanama, enfeksiyon gibi akut sorun ortadan kalkana kadar hastanın kafasında kaldığını belirten Sorar, uzun dönem tedavi için "şant" denilen beyin içi implantların kullanılması gerektiğini ifade etti. Sorar, "Kafa içi basıncı arttığında, basınca bağlı olarak sistem devreye giriyor ve sıvı tahliye ediliyor. Sistemle, sıvı beyinden alınarak karın boşluğuna kadar iletiliyor. Bu şekilde, kafa içindeki basınç normale dönüştürülüyor. Basınç, normale döndüğünde ise tekrar sistem kapanıyor ve belli miktardaki sıvının beyinde kalması sağlanıyor" diye konuştu.
ŞANT SİSTEMİ TEDAVİDE TEK YÖNTEM

Sorar, şant sistemi yerine doğrudan sıvı tahliyesinin yapılmasının istenilen bir durum olmadığını vurgulayarak, beyindeki sıvı miktarının belli bir seviyede tutulması gerektiğinin altını çizdi. Beyin basıncının çok düşük olduğuna, bu nedenle düşük basınç aralığında çalışılabilmesi için kullanılan aparatların oldukça küçük olması gerektiğine işaret eden Sorar, şant sisteminin hastalığın tedavisindeki tek yöntem olduğunu bildirdi.
İLK YERLİ ŞANT DÜNYA PAZARINDA 

Sorar, malzemelerin yurt dışından getirildiği için pahalı olduğunu belirterek, mevcut şantların daha uygun fiyata ve daha kapsamlısının geliştirilmesi için çalışma yaptıklarını söyledi.

Dünyadaki büyük üretici firmaların şantlarını modelleyerek Hacettepe Teknokent'te AR-GE çalışmalarına başladıklarını aktaran Sorar, şöyle konuştu:
DÜNYADA BUNU ÜRETEBİLEN 2'İNCİ ÜLKEYİZ

"Şantlar, kimi zaman beyne nakledildiğinde enfeksiyona yol açabiliyor ve öldürücü olabiliyordu. Bir yabancı firma bunu önlemek için şantın üzerini antibiyotikle kapladı. Biz de aynı tekniği kullandık ve dünyada bu şekilde üretim yapan 2. firma olduk.
Bir yenilik daha yaptık. Şant, beyine giden, beyinden karın başluğuna giden ve ortada basıncı ayarlayan pompa olmak üzere üç parçadan oluşuyor. Yabancı üretici pompaya antibiyotik tutturmayı başaramamıştı. Biz ise orayı da antibiyotikle kaplamayı başardık ve bu konuda üretim yapan dünyadaki ilk ülke olduk."

Sorar, bu şekilde ilk yerli şantın üretildiğini belirterek, ürünlerin başta Rusya olmak üzere Türk Cumhuriyetleri ve Afrika pazarına girdiğini bildirdi.
ÜRETİM İTHAL ÜRÜNLERİN FİYATINI DÜŞÜRDÜ

Üretimle birlikte ithal ürünlerin fiyatlarının ciddi oranda düştüğüne dikkati çeken Sorar, şunları kaydetti:

"Ürünün, boyutları küçüldü, bu da estetik açıdan hastaya büyük avantaj sağladı. Şantın hem gövde kısmı hem mebran denilen pompa işlevi gören kısmının antibiyotikle kaplanması, ciddi oranda enfeksiyon riskini ortadan kaldırdı. Bu, özellikle çok büyük bir avantaj. Çünkü, dünyanın en iyi kliniklerinde bile ameliyat sonrası enfeksiyon riski yüzde 15. İlk bir ay çok önemli. Şantı taktıktan sonra bir ay içinde enfeksiyon gelişirse şantın değiştirilmesi gerekiyor. Bu hem sağlık açısından risk hem de maliyet anlamı taşıyor. Operasyon sonrası 21 gün yatış ve damardan antibiyotik tedavisi gerektiriyor. Bu nedenle ürünlerin antibiyotikli olması çok önemli."

Devamı...

8 Aralık 2013 Pazar

Sağlıklı kadın erkek ilişkileri

Sağlıklı kadın erkek ilişkileri

Kadın erkek ilişkilerinin sağlıklı, mutlu ve uzun süreli olabilmesi için gerekli ilkeler aslında her türlü insan ilişkileri için geçerli olan ilkelerden farklı değil; dürüstlük, olduğundan farklı görünmeye çalışmamak, karşısındakine saygı göstermek, sorunlarına duyarlı davranmak, ben yerine biz diyebilmek, empati, dinlemek, açık sözlülük, karşılıklı beklentilerin uyuşması. Baştan bunlar yoksa ilişki zaten sorunlu başlar. Uzun vadede sağlıklı sürmesi için de değişimin ve gelişimin aynı yönde olması ve bu ilkelerden sapma olmaması gerekir. ”Bunları hepimiz biliyoruz yeni birşey söylemiyorsun da kolay mı nasıl yapmalı?” diyenlere hak veriyorum kolay olduğunu söylemiyorum. En önemlisi dürüst olup kendini olduğundan farklı göstermeye çalışmamak. “Ama olduğum gibi görünürsem beğenilmem” görüşüne katılmıyorum. Olduğumuz gibi göründüğümüzde karakterimizi ve/veya fiziksel görüntümüzü beğenmeyen birçok karşı cinsten insan olacağı gibi beğenenler de olur.

Ama olduğundan farklı görünmeye çalışıp karşısındakini kandırmaya çalışanın maskesi çabuk düşer, dürüst olmadığı için kimse beğenmez. İnsan olduğu gibi kalmalı demiyorum, elbette çoğumuz kendimizi değiştirmeye çalışıyoruz; kilo vermeye, sigarayı bırakmaya, daha çok para kazanmaya, bilgi ve becerilerimizi geliştirmeye yani  kim  olduğumuzu değiştirmeye ve geliştirmeye çalşıyoruz. Ama bu gelişim sürecinin her aşamasında karşı cinse neysek onu göstermek güven kazanmanın önşartıdır. Beğenmeyen beğenmesin, beğenenler mutlaka olur. “ Beni olduğum gibi kabul et“ karşı cinsler arasında en çok söylenen sözlerden birisidir. Evet olduğun gibi kabul edeyim ama bu kendini değiştirme, geliştirme, kötü alışkanlıklarını bırakma anlamına gelmez.
Devamı...

4 Aralık 2013 Çarşamba

Egzamaya Karşı Bitkisel Çözüm Dut


Hemen hemen her mahallede ve bölgede kendine yer bulmuş olan bir meyvedir dut. Beyaz ve kara dut olarak ikiye ayrılır. Yemesi güzel ve keyifli olmasıyla beraber dutun insan sağlığına faydaları oldukça fazladır. Öncelikledut barındırdığı vitamin ve minarallerle güçlü bir mikrop öldürücüdür.
Beyaz dut içinde bulundurduğu kimyasallarda ve antioksidanlarla antibiyotik etkisi olan meyvedir. Meyvenin yanısı sıra yapraklarında da kimyasal ve asit etkisi yüksek kimyasallar bulunur. Bilindiği üzere yaprakları kimi böcekler tarafından en çok tercih edilen besin kaynadığıdır. Dut ile ilgili unutulmaması gereken en önemli konu, dutu dalından kopardıktan sonra, içindeki kimyasalların hızlı bir şekilde bozulmaya başlamasıdır. Dutu dalından koparıldığı gibi tüketme daha faydalı olacaktır. Bu nedenden ötürü taze dut ile kurutulmuş dut arasında içerdiğivitaminler ve kimyasallar açısından oldukça fark vardır. Her ikisininde vücuda etkileri farklı boyutlardadır. Dutun insan sağlığına faydaları oldukça fazladır ancak özellikle sıcak günlerine gelmesiyle, sahip olanlarda sık görülen egzama hastalığına karşı oldukça etkili bir meyvedir.
Egzamaya karşı panzehir
Uzun yıllar boyu insanlarda bulunan ve kimi zaman sosyal yaşamlarını engelleyen egzama hastalığı, yaşayanların en büyük belası olmuştur. Ellerde oluşan egzamaya bağlı yaralar yüzünden, çevrelerinde istedikleri gibi hareket edemez olmuşlardır. Egzama nedeniyle ellerin ve yüzün sürekli çatlaması açık yaralar oluşması egzamanın en belirgin özellikleridir. Ayrıca kimi egzama yaraları, hastalara sürekli acı çektirebilir. Egzamaya karşı kullanılan tıbbi kremler ve ilaçlar kimi zaman çaresiz olmuştur. Bu yüzden egzama sorunu olanların tercih etmesi gereken bir meyvedir. İçinde bulundurduğu kimyasallarda ve asitle egzamaya karşı güçlü bir panzehir görevi görmektedir. Egzama hastaları dutu kaynatarak yapabilecekleri tedavi yöntemiyle olumlu sonuç alabilirler.
3 su bardağı içme suyunu kaynatın ve içine bir avuç dolusu kurutulmuş beyaz dut atın. Altını kıstıktan sonra 5-6 dakika kadar kaynattıktan sonra ateşten alın. Ellerinizin dayanabileceği sıcaklığa gelene kadar bekleyin. Ilık dut kurusu suyunun içine ellerinizi sokun ve 8-10 dakika kadar bu suyun içinde bekletin. Ellerinizi çıkarttıktan sonra yaklaşık bir saat kadar yıkamayın ve 1 saatin sonunda temiz su ile durulayın. Haftada 3-4 defa yapacağınız bu yöntem sayesinde egzama hastaları ellerinde egzamalarda iyileşme göreceklerdir. Aynı yöntemi ayaklarınıza ya da vücudunuzun diğer bölgelerine de uygulayabilirsiniz. Bir kap yardımıyla sorunlu bölgeye dut kurusu suyunu dökerek de aynı sonucu almanız mümkündür.
 egzama, egzama bitkisel tedavi, egzama bitkisel tedavisi, egzama bitkisel çözüm, egzama için bitkisel çözüm, egzama dogal tedavi, egzamanin bitkisel tedavisi, egzamaya bitkisel çözüm, egzamaya bitkisel tedavi, egzama için şifalı bitki
Devamı...

Sinameki Otu Faydaları


Sinameki Otu Nedir?

Sinameki  bitkisi baklagiller familyası ailesinden gelen ve 100 ile 150 cm arası uzayabilen şifalı bir bitki kaynağıdır. Çoğunlukla sıcak tropikal bölgeler de yetişen bu bitki 260 farklı çeşidi ile insan sağlığı üzerinde birçok etkisi bulunmaktadır. Ülkemizde ise Güney Ege ve Akdeniz bölgelerinde yetişmektedir. Asıl olarak orijinal ismi Senâü Mekki olarak da bilinmektedir. Bu bitkinin  en büyük özelliği ise kabızlığa iyi gelmesidir. Müshil olarak da kullanılan sinameki doğal şifa kaynağı olması sebebi ile hiçbir yan etkisi bulunmamaktadır. Genellikle en etkili bölgesi olan yaprakları toplanarak öğütüldükten sonra toz haline getirilir ve doğal şifa kaynağı çayı yapılarak tüketilebilmektedir. Bazı durumlarda toz haline getirilmeden yaprakları da kullanılmaktadır.

Sinameki Otu Faydaları

Sinameki otu basur hastalarının kullanması tavsiye edilen ve lif açısından oldukça zengin bir bitki çeşididir.Kabızlık üzerinde oldukça etkili olan sinameki çoğunlukla düzensiz ve yanlış beslenme sonucu insanlar üzerinde meydana gelen kabızlığa karşı kullanılmaktadır. Sinamekinin diğer etkilerinden bahsetmek gerekirse;
  • Basur, fistül, anal ve bağırsak bölgelerindeki ameliyatlardan sonra içilirse kolay dışkı yapımını sağlar.
  • Kötü hava şartları sonucu cilt üzerinde meydana gelebilecek çatlaklıkları önler.
  • Saçların daha gür ve fazla çıkmasını sağlayarak, saçtaki bitlere karşı da etkilidir.
  • Bağırsakları temizlemede etkilidir.
  • Kalp sağlığını korur ve kalbi kuvvetlendirir.
sinameki zayıflatırmı, sinameki saç, kabızlık, sinameki zararları, keten tohumu, biberiye, rezene, sinameki kürü, sinameki otu fiyatı, sinameki otu saç uzatma, sinameki otu saç uzatırmı, sinameki otu zararları, sinameki otu saç, sinameki otu zayıflatırmı, sinameki otu nasıl kullanılır, sinameki otu saça faydası,sinameki, kabiz dogal otlar, sinameki otu nedir, sinameki nedir, slnameki, kabızlık için şifalı bitkiler, sinemaki otu içilirse saça faydalımı, sinemaki, sinameki zayıflatırmı, sinameki saç
Devamı...

Akciğer Kanserine İyi Gelen Bitkiler


Akciğer Kanseri Nedir

Kanserler meydana geldikleri dokulara göre adlandırılmaktadır. Akciğer kanseri de adından da anlaşılacağı üzere akciğer dokularında meydana gelen kanser çeşididir. Akciğer kanseri günümüzde en sık rastlanan ve genellikle erkeklerde salgın olarak meydana gelen bir hastalıktır. Sigara ve tütün ürünleri bu kanser çeşidinin oluşmasında en büyük risk faktörü olarak kendisini göstermektedir. Akciğer kanseri kendisini bitmek bilmeyen aşırı öksürükler, göğüs kısımlarında sancılı ağrılar, kan kusma ve tükürme, nefes darlığı, hırıltılı nefes alış verişleri, zatürre ve bronşit hastalıklarının oluşması, iştahsızlık ve buna bağlı olarak kilo kayıpları ile aşırı yorgunluk akciğer kanserinin meydana geldiğinin habercisi olabilmektedir. Önlemi alınmadığı taktirde kendisini dokularda hızlı bir şekilde geliştiren bu tümörler büyüdükçe diğer organlara da yayılmaktadır. Ciddi sonuçlara yol açan akciğer kanseri tedavisi için tıbbi yollar bulunmakla birlikte önlem ve tedavi adına doğal olarak etkili olabilen bitkilerde bulunmaktadır. Alternatif tıp adı altında tedavi ve şifa sunun bitkiler insanları sağlıklarına ağrısız ve yan etkisiz olarak kavuşturmaktadır.

Akciğer Kanserine İyi Gelen Bitkiler

Akciğer kanseri günümüzde ölümlerin yüzde 29 lük kısmını oluşturmaktadır. Özellikle sigara içenlerin oranları da fazla olması bu hastalığın ülkemiz için kaçınılmaz bir hale gelmektedir. Bu konuda tedavi ve önlem için bitkisel yollar bizlere yardımcı olabilmektedir. Doğada yetişen bitkisel ürünler içeriğindeki bileşikler sayesinde insan vücuduna zararlı birçok mikrop ve zararlı maddeleri çok kolay etkisiz hale getirebilmektedirler. Akciğer kanserine karşı önlem ve oluştuktan sonra tedavi amaçlı kullanılan birçok bitkiler bulunmaktadır. Akciğer kanseri tedavisinde özellikler reishi mantarı oldukça etkili olabilmektedir. Ayrıca yeşil çaylar, çörekotu yağı, zerdaçal ve çin geveni de akciğer kanserine karşı oldukça etkili bitkilerdir.akciger kanserinde kullanılan şifalı bitkiler, akciğer kanserine bitkisel çözüm, akciğer kanserine iyi gelen şifalı bitkiler, Akciğer şifaları, akciger tedavisinde bitkisel cozum
Devamı...

28 Kasım 2013 Perşembe

Uzun yol yürüyen uzun yaşar

Geliştirdiği "Karatay diyeti" ile tanınan İç Hastalıkları ve Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Canan Karatay, yaş ilerledikçe yapılan hareketin artması gerektiğini belirterek, "Köşede oturmayacağız. Az yiyeceğiz sağlığımıza kavuşacağız. Hipokrat da 'uzun yol yürüyen uzun yaşar' diyor" dedi.



Prof. Dr. Canan Karatay, kilo almanın ülke ve halk sağlığını tehdit eden bir hastalık olduğunu söyledi.
Genç ve ileri yaşlarda ortaya çıkan hastalıkların başında yanlış beslenme ve kilo almanın olduğunu belirten Karatay, tansiyon yüksekliği, kalp krizi, felç, şeker hastalığı ve kanser gibi hastalıkların önlenebileceğini dile getirdi.
Karatay, sağlık beslenmenin ve günlük hareketlerin uzun, huzurlu yaşamın temel sırrı olduğuna işaret ederek, "Yaşımız ilerledikçe hareketimiz artacak, köşede oturmayacağız. Az yiyeceğiz sağlığımıza kavuşacağız. Hipokrat da 'uzun yol yürüyen uzun yaşar' diyor" dedi.

Yağlar birçok hastalığın sebebi

Şekere dönüşen karbonhidratların yağlanmaya neden olduğuna vurgu yapan Canan Karatay, "Bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Yağlar, vücutta hastalıklara neden olan 20 çeşit hormon üretir. Bunlar, beyinde damar yolu tıkanması, katarakt, felç ve kalp krizi gibi birçok hastalığa neden olur" diye konuştu.

Patates kızartması, kola, pilav, makarna, enerji içecekleri tehlikeli

İnsülinin şekeri yağ olarak depo ettiğini fakat insülin hormonunun yağlanma ve kilo alma nedeni olmadığına dikkati çeken Karatay, şöyle konuştu: "Patates kızartması, kola, pilav, makarna, enerji içecekleri ki bunlar çok tehlikelidir, hazır meyve suları veya taze sıkılmış olanları yüksek seviyede insülin salgılanmasına neden oluyor. İnsan vücudunda 5 litre kan vardır. Normal seviyede ihtiyacı olan şeker miktarı 5 gramdır. Bir kutu kola içtiğimiz zaman ilk 10 dakikada 10 tatlı kaşığı şeker, kana geçer. Bu, vücudumuzun günlük ihtiyacının 100 katı kadar şeker anlamına gelmektedir. 20. dakikada kan şekeri aniden yükselir, buna karşılık olarak da insülin hormonu yükselir. 40. dakikadan sonra kafeinin tümü kana geçer ve da bu kan basıncını yükseltir. 45. dakikadan sonra beyinde dopamin yapımı artar.

Dopamin, mutluluk hormonudur ve yoğun enerjiyle devam eder. Bu beyinde eroine benzer bir etkidir. 60-90 dakika sonra ani halsizlik hissi başlar. Acıkma hissi, huzursuzluk, ellerde titreme ve ardından kola ve tatlılara saldırılır. Çünkü o yüklü enerji hissine artık bağımlılık başlamıştır. Beyinde meydana gelen dopamin mutluluğuna bağlılık başlamıştır. Bu bir kısır döngüye dönmüştür. Kişiler buna hapsolmuştur. Sonrasında karaciğer yağlanması başlar, arkasından göbek yağlanması, bel çevresi genişliği artar."
Devamı...

Bebek ve çocukları etkileyen uyku problemleri


“Uykunun süresinden çok kaliteli olması önemlidir” diyen Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Yard. Doç. Dr. Meral Saraçel Benbiçaço, çocuk ve bebeklerde kaliteli uyku için ebeveynlere önemli önerilerde bulundu.


Uyku sırasında büyüme ve melatonin hormonu en sağlıklı şekilde salgılandığından, uyku düzenli ve kaliteli olmalıdır. Uyku problemleri, bebek ve çocukları erişkinlerden daha çok etkiler. Büyümenin yanında iştah da etkilenir, istenmeyen davranış biçimleri gelişir ve bağışıklıkları etkilendiğinden çocuklar sık hastalanırlar. Oysa bilmeden yapılan basit hatalar ortadan kaldırıldığında, çocuklarımız, ruh ve beden sağlığı açısından sorunsuz olarak büyüyecektir.

Bebek ve çocukların uyku süresi ne olmalı?

Bebeklerde uyku ihtiyacı daha fazlayken, çocuklarda yaş arttıkça uyku süresi azalır. Bebeklerde uyku ihtiyacı 14 - 16 saat olup her geçen giderek azalır. İkinci aydan itibaren gündüz uyanık kaldıkları süre uzar, gece ve gündüz kavramı oluşur, gündüz uyanık kaldıkları süre giderek azalır. Böylece dış ortamdan gelen uyarılar zeka gelişimlerini de etkiler. Çocuklarda ortalama 8- 10 saat uyku yeterlidir.
Bedenimizin her fonksiyonunun kalıtımla önceden planlanmış kendine özgü bir çalışma ritmi vardır. Bunun en önemlisi, aydınlık-karanlık döngüsüne uyum sağlamamıza yarayan, uyku ve uyanıklık döngüsüdür. “Biyolojik Saat” dediğimiz bu döngü, 24 saat boyunca, ışık, beden ısısı gibi faktörlerden kolayca etkilenir. Aynı zamanda hormon salınımını, hücre yenilenmesini, beden ısısını, iştah durumumuzu, fiziksel- zihinsel anlamda zindeliğimizi ve uykumuzun kalitesini etkiler.
Uyku sırasında büyüme hormonu ve melatonin en sağlıklı şekilde salgılanır. Beynimizin salgıladığı melatonin hormonu, hava karardıktan sonra üretilir. Melatonin günlük ve mevsimlik ışık değişimlerine göre uyku - uyanıklık ritmini ayarlayan bir hormondur. Geceleri bu hormonun artmasıyla uyuma isteği ortaya çıkar. Sabaha karşı hormon salgısının durması, uykunun hafiflemesine neden olur. Belirli bağışıklık hücreleri uyku sırasında artış gösterir, bu nedenle gece, onarım ve iyileşme açısından en mükemmel zamandır. Büyüme hormonunun bütün doku ve organlara genel bir etkisi vardır. Çocuklar için çok önemli bir hormondur. Ayrıca bağışıklık sistemini de destekler. Yaş ilerledikçe büyüme hormonu düzeyi düşer.

Kalitesiz uyku okul başarısını etkiler

Yeterince uyumamak beyni olumsuz etkiler. İnsanın yetersiz uyumasıyla zihinsel güç kaybı arasında yakın ilişki olduğu, uykusuz kalan insanların zihinsel çalışmalarının tamamen durduğu ve konsantrasyon bozukluklarının görüldüğü kanıtlanmıştır. Uykusuz bir kişi, günlük yaşantısında pek çok sıkıntıyla karşılaşır; unutkan olur, sinirlilik artar, dikkatini toparlayamaz, huzursuzluk duyar. O nedenle okul çocukları için kaliteli bir uyku son derece önemlidir çünkü uykunun kalitesizliği çocuğun okul başarısını etkiler.

Çocuklarda kaliteli uyku için dikkat edilmesi gerekenler

Odanın sıcaklığı ve nem oranı uygun olmalı: Kaliteli bir uyku için oda sıcaklığı da son derece çok önemlidir. Özellikle kışın “Bebek/çocuk üşür ve sıcak tutulmalıdır” gibi yerleşik düşüncelerin etkisiyle, oda sıcaklığı yüksek tutulur ve bebekler çok giydirilerek uyutulur. Uyku problemlerinin en büyük nedeni de budur.

%100 PAMUKLU KUMAŞTAN UYKU SETLERİYLE BEBEĞİNİZİN KIŞIN RAHAT VE HUZURLU UYUMASINI SAĞLAYABİLİRSİNİZ.

Bebekler/çocuklar, üstünü açmaya karşı iyi giydirilmiş bile olsalar, soludukları odanın ısısı ve nemi yeterli olmalıdır. İyi bir uyku için; 18 - 20 derece ısı ve % 30 - 50 arasında nemi olan bir oda idealdir. Odayı nemlendirmek için radyatör üstüne su kabı koymak yeterli değildir. Oda çok kuru ise buhar vererek odayı nemlendiren aletler uygundur. Ancak nem alerjisi olan veya gerçekten üşüyen bebek/çocuklarda da uyku problemi olacağı unutulmamalıdır.
Uygun ortam ve uygun yatak seçilmeli: Kaliteli uyku için uyuduğumuz ortam ve yatak son derece önemlidir. Yatak orta sert, ortam ise temiz kokulu ve gürültüden yalıtılmış olmalıdır. Serin bir odada uyumak ve uyku öncesi ılık bir duş almak, uykuya kolay dalmayı aynı zamanda derin uyumayı kolaylaştırır. İyi havalanmış, karanlık ve sessiz bir oda da kaliteli uyku için gereklidir.
Yatmadan önce yorucu aktiviteler yapılmamalı: Uykusu gelmeden çok önce yatırılan ve uyumaya zorlanan çocuklarda, bir süre sonra uyumaya ve yatağına yatmaya karşı direnç oluşacaktır. Uyku saatlerine dikkat edilerek çocuğu her gün aynı saatte yatırmak, biyolojik saatin oluşmasında etkilidir. Yatmadan önce çocukların aşırı bedensel aktivite yapması, bedensel veya zeka oyunları oynaması, çikolata yemesi, vitamin alması, meyve suları gibi içecekler içmesi uykuyu kaçıran nedenlerdir.

Gereksiz beslenmeden kaçınılmalı: Bebekler altı aya kadar sadece burunlarından nefes aldıkları için sıcak odada burunları kuruyup tıkanır. Rahat nefes alamadıkları için sık uyanır ve hava yutmalarına bağlı gaz sancısı olur. Ağlayarak uyandıklarında aç düşüncesiyle gereksiz beslenirler ve bu da uyku problemine yol açar. İyi uyuyamayan bebek, gündüz daha çok uyumaya başlar ve gecesini gündüzüne karıştırmış olur.
Devamı...

27 Kasım 2013 Çarşamba

Et ve peynirden zengin bir beslenme şekli de vücuda asit yüklemesi yaptığı için tip 2 diyabete yakalanmanıza neden olabilir.

Peynirde gizli tehlikeFransız araştırmacıların yaptığı yeni bir çalışmaya göre protein ağırlıklı beslenen ve yüksek miktarda et, yumurta, peynir, balık tüketen kadınlar çok fazla meyve sebze yese de tip 2 diyabete yakalanma riski diğerlerine göre yüzde 50 daha fazla. Bu açıklama yine insanların kafasını karıştıracak gibi görünüyor. Çünkü tüm dünya obezite ve sonradan düzensiz beslenmeye bağlı oluşan tip 2 diyabete çare ararken her geçen gün birbiriyle çelişen bir araştırma sonucu ortaya çıkıyor.
FAZLA PEYNİR ASİT YÜKLEMESİ YAPIYOR
Fransız araştırmacılara göre de bu sorunun nedeni peynir gibi yiyeceklerin asit üreten yiyeceklerden olması. pH değeri olarak bilinen değer vücutta asit ve alkali dengesini anlatan 0 ile 14 arasında bir değerdir. Sıfır tamamen asidik olarak değerlendirilirken, 14 ise tamamen alkalin bir değerdir. Genel pH değeri için ideal rakam da 7 olarak bilinir.
ASİT YÜKLEMESİ TİP 2 DİYABET NEDENİ
Araştırmacılar bu yüzden peynir, et gibi asit üreten yiyeceklerin asit yüklemesine neden olduğunu belirtiyor. Uzmanlara göre bu yüzden lif, protein, karbonhidrat, meyve ve sebze dengesinin her zaman korunması gerektiğini söylüyor.
Ancak çalışmaya göre aşırı asit yüklemesinde metabolik komplikasyonlar oluşuyor ve bu da tip 2 diyabet gibi hastalıklara neden oluyor.
Devamı...
Domain Domain